Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebu Zeyd, Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik gerçekleştirilen sistemli müdahalelerin bölgedeki dini ve mekansal kimliği tehdit ettiğini belirtti. Ebu Zeyd, son dönemde artış gösteren baskınlar ve dini ritüel denemelerinin birbirinden kopuk olaylar olmadığını, aksine planlı bir dönüşüm sürecinin parçaları olduğunu vurguladı.

Sistematik Dönüşümün İşaretleri

Mescid-i Aksa içerisinde şofar üflenmesi, yüzlerce yerleşimcinin toplu baskınları ve kutsal mekanın cumartesi günleri de yerleşimcilere açılması talebi gibi gelişmeler, bölgedeki statükonun aşındırıldığını gösteriyor. Ebu Zeyd, bu tür eylemlerin tek tek değerlendirildiğinde basit hadiseler gibi görünse de uzun vadede ciddi bir yeniden yapılandırma çabasını temsil ettiğini ifade etti.

Kutsal mekanların korunmasının sadece fiziksel savunma ile mümkün olmadığını belirten uzman isim, burada gerçekleştirilen dini pratiklerin zamanla alışılmış hale getirilerek meşrulaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekti. Özellikle yerleşimcilerin yoğun koruma altında alana girmesi, Müslümanların ise kendi mabetlerinde faaliyetleri kayıt altına almak için gizlenmek zorunda kalması, sahadaki dengesizliği gözler önüne seriyor.

Dini Pratiklerin Alenileştirilmesi

Mescid-i Aksa'da gerçekleştirildiği iddia edilen şofar üfleme ritüelleri ve benzeri dini uygulamaların, öncelikle kapalı kapılar ardında denenip ardından rutin hale getirilme stratejisi izlediği değerlendiriliyor. Prof. Dr. Ebu Zeyd, bu stratejinin amacının, bölgenin tarihsel ve dini dokusunu kademeli olarak değiştirmek olduğunu belirtti. Bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanan veya iddia edilen bu tür hareketliliğin, bölgedeki Müslüman toplumu pasifize etme amacı taşıdığı dile getirildi.

Kudüs Uluslararası Müessesesi'nin verilerine göre, belirli günlerde yüzlerce kişinin dahil olduğu baskınlar, kutsal alanın zaman kullanım düzenini de altüst ediyor. Müslümanların ibadet alanlarının daraltılması ve vakıf görevlilerinin kısıtlanması, mekansal mücadelenin boyutlarını genişletiyor. Ebu Zeyd, bu tablo karşısında sadece tepki göstermenin yeterli olmadığını, kurumsal ve çok yönlü bir karşı duruşun gerekliliğini hatırlatıyor.

Sonuç olarak, kutsal mekan üzerindeki bu dönüşüm çabaları, bölgede kalıcı bir kimlik erozyonu hedefliyor. Prof. Dr. Ebu Zeyd, meselenin sadece bugünkü ihlallerden ibaret olmadığını, gelecekte atılacak adımların temelinin şimdiden atıldığını belirterek, ümmetin bu tehlikeye karşı bütüncül bir yaklaşım sergilemesi gerektiğinin altını çiziyor.